Buradasınız: ANASAYFA / TURİZM / Alacahöyük / Alacahöyük

Alacahöyük

ALACAHÖYÜK MÜZESİ

 

Alaca İlçesi, Alacahöyük Köyü 
Tel : (0364) 224 30 25 
Pazartesi dışında her gün 08.00-12.00/13.30-17.00 saatlerinde ziyarete açıktır.

 

 

 

ALACAHÖYÜK

(Hatti/Hitit/Frig/vd) Yerleşim… Çorum il merkezinden 50 km. güneybatıda, Alaca ilçesi yakınlarında yer alan bir yerleşmedir. Yaklaşık daire biçiminde olan höyük 250 m. çapında, 6–14 m. yüksekliğindedir. İlk kez 1835′te İngiliz gezgin William G. Hamilton tarafından bulunmuştur. 1907′de İstanbul Arkeoloji Müzeleri adına Theodore Makridi Sfenksli Kapı’da kazı ve incelemeler yapmıştır. 1935′te Remzi Oğuz Arık başkanlığında Türk Tarih Kurumu adına başlatılan sistemli kazılar 1936′dan bu yana Hamit Zübeyr Koşay ve Mahmut Akok tarafından sürdürülmüş, özellikle son yıllarda onarım çalışmalarına da ağırlık verilmiştir. Kazılar, 6000 yıllık sürekli bir yerleşmenin varlığını belgeleyen dört büyük kültür tabakasını (I-IV) ve bunlara ait 15 yapı katını ortaya çıkarmıştır.

En alttaki IV. tabaka Koşay ve Akok tarafından maden aletlerin taş aletlerle bir arada kullanılmaya başlandığı ‘Kalkolitik çağ’ın son evrelerine tarihlendirilir. Son yıllarda bazı araştırıcılar tarafından bu tabakanın İlk Tunç çağı başlarına (Prehistorya) ait olduğu ileri sürülmektedir. Bu döneme ait çeşitli yapım evrelerini temsil eden yedi yapı katı (9–15) yaklaşık M. Ö. 4. binyıla dayanan köy niteliğindeki bir yerleşmeyi yansıtmaktadır. Höyüğün bu en eski yerleşmesi sınırlı bir alanda kazılabilmiştir. Evlerin genellikle taş temel üstüne kerpiçten yapıldıkları izlenir. Odaları birden fazladır. Kerpiç duvarlarda ağaç direk yerleri saptanmıştır. Evlerin düz toprak damlı oldukları sanılır. Pişmiş toprak kapların hepsi elde çömlekçi çarkı kullanılmaksızın biçimlendirilmiştir. Kurşuniden siyaha kadar değişen tonlarda parlak perdahlılar yanı sıra kırmızı astarlı, parlak perdahlı olanlar da vardır. En özgün biçim arkeoloji yazımında “meyvelik” olarak geçen yüksek kaideli kaplardır. Kazma ve çentikli bezeme yaygındır. Ender olmakla birlikte bazı kapların içinin koyu zemin üstüne beyaz boyayla bezendiği de görülür. Çoğunluğu doğal cam (obsidyen) bıçak ve mızrak uçlarının oluşturduğu çeşitli taş aletler, kemik bızlar, bakırdan basit süs eşyası bu yerleşmeden geriye kalan öbür buluntulardır. Mezarlar yerleşme alanı içindedir. Ölüler dizleri karınlarına çekik durumda (hocker), takı ve pişmiş toprak kap gibi çeşitli armağanlarla birlikte gömülmüşlerdir. Bazı mezarlarda birden fazla iskelete rastlanmıştır. Alacahöyük’ün bu en eski yerleşmesiyle Orta Anadolu’nun eşzamanlı Alişar (Alişar O), Büyük Güllücek (Alacahöyük’ün 14. km. kuzeyinde) gibi buluntu yerleri arasında kültür birliği izlenir. Daha sonraki İlk Tunç Çağı yerleşmelerinde de aynı kültürün belirli bir kesintiye uğramaksızın sürdüğü gözlenir.

III. kültür tabakası höyüğün en önemli dönemi olan İlk Tunç Çağı yerleşmesinin kalıntılarını içerir. Koşay ve Akoktarafından Bakır Çağı olarak tanımlanan bu dönem genellikle İlk Tunç Çağı’nın ikinci ve üçüncü evrelerine, yaklaşık olarak M. Ö. 2600-2000′e tarihlenir. Alacahöyük bu dönemde çok güçlü, nüfuzlu ve zengin bir kent beyliğinin merkezi durumundadır. Dört yapı katının (5–8) yansıttığı mimarlık önceki dönemden pek farklı değildir. Ayrık düzendeki konutlar çarpık planlı odaların birbirine eklenmesiyle oluşturulmuştur. Planları birbirine benzemez. Temelleri taştan, duvarları kerpiçtendir. İçleri çamurla sıvalıdır. Toprak kaplı düz damların ahşap kirişlerle taşındığı sanılır. Kırmızı astarlı perdahlı ya da siyah astarlı parlak perdahlı olan çanak-çömlek gene elde biçimlendirilmiştir. Kabartma ve oluklu bezemenin görüldüğü bu koyu yüzlü kaplar İlk Tunç Çağında Doğu Anadolu’da yaygın olan Karaz (Khirbet Kerak) türündedir. “Meyvelikler”, güzel oranlarıyla dikkati çeken gaga ağızlı testiler, emzikli kaplar bu dönemin en sevilen biçimleridir. Çoğu metal kapların pişmiş topraktan örnekleri olarak dikkati çeker. İlk Tunç yerleşmesine ait en önemli buluntular, göz kamaştırıcı zenginlikte ölü armağanlarıyla yönetici sınıfa ait mezarlardır. Kral Mezarları olarak ün salan 13 mezar çok ender ve değerli ölü armağanlarıyla Orta Anadolu İlk Tunç Çağ kültürünün görkemini sergilediği gibi bölgenin sosyal yaşamını ve dinsel inanışlarını da aydınlatır. Ayrıca oturulan evlerin içinde gösterişsiz ölü armağanlarıyla halka ait mezarlara da rastlanmıştır.

Kral Mezarları kent içinde, bu amaca ayrıldığı anlaşılan belirli bir yerde toplu olarak bulunmuştur. Kentin güneyine rastlayan bu alanda önceleri konutlar yer almaktayken sonradan mezarlar için terk edilmiştir. Mezarlık soylu yönetici sınıf tarafından kuşaklar boyu kullanılmıştır. Bazı mezarların birbiri içine girdiği hatta bir bölümünün alttakinin hemen üstüne açıldığı, bu arada eskilerin harap olduğu gözlenir. En eski mezarlar 7. yapı katına ait olan L, E, F ve K mezarlarıdır. A (/MA), A’ (/MA’), C (/MC), T (/TM) mezarları daha üstteki 6. yapı katına bağlanır. En son açılmış olan mezarlarsa İlk Tunç Çağı yerleşmesinin son yapı katına (5. yapı katı) ait olan B (/BM), R (/RM), D, H ve S mezarlarıdır. Farklı evrelere ait olanlar arasında gerek yapım biçimi gerek ölü armağanları açısından hiçbir değişikliğe rastlanmaması kuşaklar boyu süren güçlü bir geleneğin göstergesidir. Mezarlar, çamur harçla örülmüş taş duvarlı dikdörtgen odalar biçimindedir. Genellikle doğu-batı doğrultusunda yapılmışlardır. Boyutları 2,8 x 1,7 m. ile 8 x5 m. arasında değişir, en yaygın boyut yaklaşık 4,5 x 3 m.dir. Tabanlar sıkıştırılmış topraktır ya da taş döşelidir. Üstlerine toprak, kum ve çakıl serilerek düz bir dam oluşturulmuş ahşap kirişlerle örtülen bu mezarlar erişkin erkek ya da kadınlara aittir, hiç çocuk gömülmemiştir ve her mezar tek bir ölüye aittir. Birden fazla iskeletin bulunduğu mezarlarda da farklı zamanlarda gömülmüş ölüler söz konusudur. Ölüler mezar odasının ortasına ya da bir kenarına, dizleri karınlarına çekik olarak sağ yanlarına yatırılmışlardır. Başlar batıya bakar. Mezarlarda elbiseyi çeşitli yerlerinden tutturmaya yarayan iğne ve tokaların yanı sıra doğrudan kumaşa dikilen çeşitli süs eşyasının varlığına dayanılarak ölülerin giyimli olarak gömüldükleri kabul edilir. Ölülere kişisel süs eşyası ve silahlarla birlikte çeşitli takılar, günlük kap kacağın altın, gümüş, elektrum gibi değerli madenlerden en güzel örnekleri armağan olarak sunulmuştur. Takılar olağanüstü çeşit ve zenginliktedir. Düz ya da kafes delikli altın taçlar, kaşbastılar, altın bilezikler, altın ve gümüşten başlı iğneler, küpeler, gerdanlıklar, altın, gümüş, bakır, kehribar, akik, kırmızı kalseduan, cam (frit) ve neceftaşından çeşitli boncuklar ve gerdanlıklar, iğneli altın toka, altın kemer, altın saç halkaları bulunan süs eşyası arasındadır. Altın ve gümüşten çakma oluk bezemeli (repoussé) küçük güğümlerin, emzikli süzgeçli kapların, yüksek kaideli tasların arasında her iki madenin bir arada kullanıldığı örnekler de vardır. Altın saplı gümüş kaşık, altın-gümüş kirmen, tunç ya da gümüş aynalar ve taraklar armağanlar arasındadır. Altın saplı savaş baltası, bakırdan kılıç ve yassı baltalar, altın saplı taş topuzlar, gümüş hançer gibi silahların yanı sıra o dönemlerde altından daha değerli sayılan demirden yapılma hançeri özellikle belirtmek gerekir. Kadın mezarlarına bırakılan silahların erkeklerinkinden hiç de az olmaması dikkati çeker.

Alacahöyük mezarlarında dinsel ya da törensel anlamlı ölü armağanları büyük bir yer tutar. Son derecede etkileyici olan bu mistik sanat ürünleri arasında “güneş kursları” olarak anılanlar özgün bir grup oluşturur. Her mezarda birden fazla bulunmuştur. Bir sap üstüne geçirilerek bir tür alem gibi kullanıldıkları ve genel görünümleriyle evreni simgeledikleri sanılırsa da gerçek anlamları henüz bilinmemektedir. Gümüş ya da tunçtan daire, yarım daire ya da baklava biçimli, çoğu kez kafes delikli basit tipleri görüldüğü gibi içlerinde ve kenarlarında boğa, geyik gibi hayvan heykelciklerinin yer aldığı karmaşık örnekleri de vardır. Bunlardan başka mezarların çoğunda geyik ve boğa heykelleri bulunmuştur. Daha sonraki Hitit döneminde görüldüğü gibi geyik ve boğa gibi tanrıların kutsal hayvanları olarak kabul edilerek betimlerinin törenlerde taşıyıcı üstünde dinsel simge olarak yer almış olabileceği düşünülmektedir. Tunçtan parçalı döküm tekniğiyle olağanüstü ustalıkla yapılmışlardır. Bazıları gümüş kaplamalı ve kakmalıdır. Kimi mezarlarda bulunan bakır ya da gümüş kadın heykelcikleriyle altın ikiz idoller (beş çift) dinsel anlamlı ölü armağanlarıdır. El ele tutuşmuş çok stilize iki kadın betimi şeklindeki ikiz idol ana tanrıçayı simgeler. Göğüsleri ve kısa çizmeye benzer pabuçları altın kaplı gümüş kadın heykelciği de ana tanrıçanın simgesi olarak mezara bırakılmış olmalıdır. Ellerinde birer kap bulunan öbür heykelciklerinse tanrıçaya ya da ölüye yiyecek içecek sunanları simgelediği ileri sürülür. Törenlerde çalındığı düşünülen dökme tunç ya da bakırdan çalparalar (kastanyetler) da dinsel nitelikli mezar buluntularındandır. Bütün armağanlar belirli bir düzene göre yerleştirildikten ve mezar kapatıldıktan sonra kurban töreni yapılıp ölünün şerefine bir şölen verildiği düşünülür. Mezarların üstünde özenle dizili olarak bulunmuş boğa kafatasları ve ayaklarıyla koyun, keçi ve domuza ait öbür kemik kalıntıları kurban ve şölenle ilgili görülmektedir. Tahsin Özgüç baş ve ayakları, şölende ölünün payına düşen kurban kalıntıları olarak yorumlar. Öbür buluntuların tersine köpek iskeletleri tüm olarak ele geçtiğinden sahibine bekçilik görevini sürdürmek üzere gömüldüğü anlaşılmaktadır. Alacahöyük mezar buluntularının benzerleri Amasya yakınlarındaki Mahmatlar ve Tokat yakınlarındaki Horoztepe’de mezarlarda ortaya çıkarılmıştır. Bu buluntular da aynı zenginliğe, aynı olgun tekniğe, sanat ustalığına ve aynı dinsel inançlara tanıklık ederler. Bazı buluntuların Mezopotamya kültürleriyle bağlantılarına ve özellikle Kafkasya’nın Kuban bölgesi buluntularıyla (Maikop’ta Kurgan adı verilen mezarlarda ele geçenler) yakın benzerliklerine işaret edilirse de bu konu henüz aydınlığa kavuşmamıştır. Genel olarak yerli Anadolu üslubunun egemen olduğu buluntuların erişilmez nitelikteki bir maden sanatını, Anadolu’ya özgü bir yaratıcılığı örneklediği kabul edilir.

İlk Tunç Çağı’nda Alacahöyük’te yaşayanların yerli Anadolu halklarından Hattiler olduğu düşünülmektedir. Siyasal açıdan bir bey yönetiminde bağımsız bir kent-devleti biçiminde örgütlenmiş olan halkın tarım ve hayvancılık yaptığı, bu arada zengin yeraltı kaynaklarını işleterek madencilikte erişilmez bir ustalığa ulaştığı anlaşılmaktadır. Bıraktıkları maden eşya her türlü dövme, döküm, çevirme, değerli madenlerle kaplama, kakma, çakma (repaussé), kaynak, lehim ve perçinleme tekniklerinin ne denli ileri bir düzeyde olduğunu gözler önüne sermektedir. Madenciliğin gelişmesi sonucu ticari ilişkiler de yoğunlaşmıştır. Tahsin Özgüç, maden işleme sanatını ve özellikle ticaretini doğrudan doğruya başta bulunan beyin yönetmiş olabileceği kanısındadır. Uzman madenciler sınıfının ortaya çıktığı bu dönemde zanaatçıların işliklerinin, bir olasılıkla emirlerinde çalıştıkları beylerin malikânelerinde bulunduğunu ileri süren Kurt Bittel de bu görüşü paylaşır. Soyluların mezarlarındaki buluntular olağanüstü bir zenginliğe tanıklık eder. Bu zenginlik daha çok ticaretten kaynaklanmalıdır. Öte yandan dinsel ve törensel anlamlı mezar buluntularının çok fazla oluşuna dayanılarak bu mezarlarda gömülü Hattili yöneticilerin bir sonraki Hitit döneminde görüldüğü gibi ülkenin en üst düzeyde rahipleri oldukları da ileri sürülmektedir.

M. Ö. 2000′lerde büyük bir yangınla son bulan ilk Tunç Çağı yerleşmesi üstündeki II. kültür tabakası, M. Ö. 2000–1200 arasına tarihlenen Hitit dönemi (Orta ve Son Tunç Çağı) kalıntılarını içerir. Farklı evreleri gösteren dört yapı katı (2, 3a, 3b ve 4) vardır. En eski olan 4. yapı katı ilk Hitit, onu izleyen Hitit imparatorluk Dönemi’ne aittir. Koşay ve Akok’a göre 4. yapı katı kent özellikleri taşıyan küçük çapta bir yerleşmeyi yansıtır. Konutlar gene taş temel üstüne kerpiçten yapılmıştır. İç ve dış duvarları çamur harç sıvalıdır. Oda tabanları sıkıştırılmış topraktandır. Sıkışık bir biçimde yapılmış küçük bölmeli konutların planlarında ve birbirlerine olan konumlarında birlik yoktur. Yuvarlak ya da dört köşe planlı tahıl kuyuları vardır. Bir sonraki yerleşmede çok gelişmiş olarak izlenen pis su kanalları bu evrede de görülür. Bulunan çanak-çömlek önceki tabakalarınkinden farklı olup daha sonraki yerleşmelerin özgün kaplarının öncü tiplerini içerir. Genellikle çömlekçi çarkında biçimlendirilmişlerdir. Kırmızı astarlı parlak perdahlı uzun gaga ağızlı testiler, ucu gaga biçiminde uzun emzikli bir kap keskin hatlarıyla metal kapları andırır. Bu örneklerin dinsel tören kapları olduğu düşünülmektedir. 3 b ve 3 a yapı katlarıyla belirlenen kentsel yerleşme sandık duvar sisteminde kuvvetli bir surla çevrilidir. 2. yapı katına ait ünlü Sfenksli Kapı’nın bulunduğu yerde bu eski dönemde de bir sur kapısı olduğu anlaşılmıştır. Konutların temelleri taştan, duvarları kerpiçtendir. İçleri ve dışlarının çamurla sıvandıkları, düz toprak damlı oldukları kabul edilir. Çoğunun oda sayısı birden fazladır. Oda tabanları sıkıştırılmış topraktır. Sokak kenarlarında yer alanların (özellikle 3 b’de) bitişik düzende yapıldıkları izlenir. Bunların bir bölümünün dükkân ya da işlik olabileceği ileri sürülmektedir. Büyük yapı niteliğinde çok harap olmuş tek bir örnek ortaya çıkarılmıştır. Bir avlu çevresinde yer alan mekânlardan bir bölümü depo odalarıdır. Avlu cephesinde taştan destek ayakları saptanmıştır. Sokaklar sertleştirilmiş toprak, iri çakıllı toprak ya da taş kaplıdır. Her türlü pis sularla yağmur sularını toplayan çok iyi düzenlenmiş bir kanal döşemi vardır.

Alacahöyük’ün en görkemli yapıları Hitit İmparatorluk Dönemi’nin son evrelerine tarihlenen 2. yapı katında ortaya çıkarılmıştır. 40.000 m”lik bir alanı kapladığı sanılan yerleşmenin 19.000 m”lik bölümü açılmıştır. Yerleşmeyi çevreleyen surlar yapay bir toprak set üstünde yükselir. Sandık duvar sisteminde örülmüş taş temel duvarları üstünde kerpiçten kalın bir üst yapı yer alır. Bugüne değin iki sur kapısı bulunmuştur: Güneydoğuda 5fenksli Kapı, batıda Poternli Kapı. Poternli Kapı adını, bindirme tekniğinde yapılmış potern adı verilen gizli yeraltı geçidinden alır. Anıtsal Sfenksli Kapı’nın iki burcu vardır. Kireçtaşından temeller üstünde altları bazalt, üstleri kerpiçten burç ve kapı bedenleri görülür. Kapıyı koruyan iki sfenks cepheden yüksek kabartma olarak işlenmiştir. Kapı söve taşlarından birinin girişe bakan yüzünde pençelerinde iki tavşan tutan çift başlı bir kartal ve ona basan uzun giysili bir insan kabartması yer alır. Öteki sövenin iç yüzündeki kabartmaysa çok bozulmuştur. Kapının kente bakan yüzü de gene sfenksler tarafından korunur. Bunlar kabataslak işlenmişlerdir. Kapının sağ ve solunda burç duvarlarının alt kısımlarında alçak kabartmalı taş bloklar (orthostatlar) yer alır. Bunlar Hitit İmparatorluk Dönemi’nin, mimarlığı bütünleyici biçimde tasarlanmış en eski anıtsal kabartma sanatı örnekleridir. Kabartmalarda konu alınmış dinsel tören sahneleri geleneksel üslupta, av sahneleriyse çok daha canlı ve hareketli bir üslupta işlenmiştir. 2. yapı katı yerleşmesinin belirli bir plana göre kurulmadığı, doğal bir büyüme sonucu gelişigüzel oluştuğu anlaşılmaktadır. Kentin en önemli yapılarından biri doğu kesimde sur yakınında yer alır. Uzunlamasına bir avluyu (18–20 m. X 80. m.) çevreleyen çeşitli oda kümelerinden oluşan bu yapı 5.000 m”lik bir alanı kaplar. Doğudaki odalarından bir bölümünün avluya bakan yüzleri revaklıdır. Bir bölümünün yüzleriyse gömme ayaklarla bölünmüştür. Koşay ve Akok, kuzeybatı uçtaki çok küçük bir odayı en kutsal oda (adyton) olarak nitelendirmekte, buna dayanarak da işlevi kesinlikle saptanamayan tüm yapı topluluğunu tapınak-saray olarak kabul etmektedirler. Avlunun güneyindeki çifte geçitli bir kapı Sfenksli Kapı’ya kadar uzanan ve batısında çoğu ön avlulu konutların yer aldığı bir alana açılmaktadır. Bazılarının iki katlı olduğu sanılan bu konutların bir bölümü bitişik düzende yapılmıştır. Genellikle çok bölmelidirler. Planlarında birlik görülmez. Ortak özellikleri dışa kapalı tipte olmalarıdır. Önceki yerleşmelerde görüldüğü gibi küçük ya da büyük, tüm yapıların temellerinde taş, duvarlarında kerpiç kullanılmıştır. Anıtsal yapıların taş beden duvarlarının dış yüzleri bazalt, iç yüzleri kireçtaşından bloklarla kaplıdır. Oda tabanlarının çoğu sıkıştırılmış topraktır. Yapılar bu yerleşmede de düz toprak damla örtülüdür. Konutlar oldukça düzgün sokaklarla ayrılmıştır. Birbirini dik açıyla kesenler bulunduğu gibi çıkmaz sokak tipinde olanlara da rastlanır. Bu yerleşmede de yağmur sularını ve pis suları toplayan gelişmiş bir kanal düzeni yapılmıştır.

3. ve 2. yapı katı yerleşmelerinin pişmiş toprak kapları, özgün Hitit çanak-çömlekçiliğini tüm sanat gücü, çeşitliliği, zenginliğiyle gözler önüne serer. Çoğu çömlekçi çarkında biçimlendirilmiştir. Kırmızı boya astarlı, parlak perdahlılar yanı sıra astarsız olanlar da vardır. Tek renkliler egemendir. Matara biçimli kaplarda çok ender olarak boya bezeme görülür. Tabaklar, emzikli süzgeçli kaplar, yuvarlak ağızlı, yonca ağızlı ve gaga ağızlı çeşitli testiler yaygın biçimler arasındadır. Boğa başı biçimindeki törensel içki kapları, dinsel işlevli Hitit kaplarının bibru olarak adlandırılan (Gr. rbyton) en ilginç örneklerindendir. Fildişinden yapılan diz çökmüş bir insan heykelciği, tunçtan oturan kadın heykelciği, yere çökmüş durumda tunçtan bir boğa betimi önemli küçük buluntular arasındadır.

Hitit döneminde Alacahöyük bir prenslik halinde başkent Boğazköy‘e (Hattuşa) bağlıdır, ancak önemli bir dinsel merkez durumundadır. Ekonomik etkinliklerini çiftçilik ve hayvancılık oluşturur. Arpa ve buğday en çok ekilen tahıllardır. Bağcılık da önem taşır. Üzüm salkımı biçimindeki kaplar gelişkin bir bağcılığa işaret ederler. At, sığır, koyun, keçi yanı sıra eşek ve domuz beslenen başlıca hayvanlardır. Sayısız ağırşak ve tezgâh ağırlıkları dokumacılığın ileri bir düzeyde olduğuna tanıklık eder. Altından çeşitli buluntular, tunç iğneler, ok ucu, mızrak ucu, hançer, kama, bıçak gibi tunçtan silahlar gelişmiş bir madenciliği gösterir.

En üstteki I. kültür tabakası höyükteki en son yerleşme olan Phryg dönemi yerleşmesini yansıtır. Köy niteliğindeki bu yerleşme kurulurken Hitit dönemi yapılarından ve surlarından yararlanıldığı anlaşılmaktadır. Taş temelli konutlar tek katlı, küçük bölmeli, basit özensiz yapılardır. Düz toprak dam yapımı süregelir. Bazı yapılarda kiremit kullanıldığı sanılmaktadır. Bulunan çanak-çömleğin çoğu tek renklidir. Soluk kırmızı üstüne canlı kırmızı ya da kahverengi geometrik bezeklilerin yanı sıra krem zemin üstüne kahverengi ya da kırmızı boya bezemeliler de küçük bir grup oluşturur. Höyükte bulunan Bizans ve Osmanlı dönemleri çanak-çömleği ve benzeri kalıntıları önemli bir yerleşmeyi kanıtlamaktan uzaktır.


YORUM YAPMAK İSTER MİSİNİZ?

E-posta adresiniz paylaşılmayacaktır. Yıldızlı alanları doldurmalısınız *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>